Atlılar, dörtnala atlılar. Süvariler okeye dördüncü süvariler. Sünepeler, sümsük ve süprüntü halde ezik sünepeler. Maddenin halleri ve halini hak etmeyen aciz gaz ve toz bulutları. Big Bang, big bang, arkanı dönemiyorsun bunun adı gang bang. Kol saati, duvar saati, masa saati, açsınız insan etine. Oturun, yemek saati.

Anlatılacak pek te bir şey yok. Zamanında belki bir ümit anlaşılır dileği ile anlatılmış pek çok şey var. Biliyorum canlı yahut cansız diye ayırmadan içinde dört iklim geçen tüm kâinatın ortağı ne bir parçaya ne de bir partiküle saygınız var. Zamanı bu kadar acımasız yapan tam da bu işte.

Birim zamana atfettiğim garip ağıt yumruları, anlattığımı sandıklarınız. Sandıklarınız, tıbbi literatürde sanrı olarak ortaya çıkmış komplikasyonlarım. Sandıklar dolusu paçavra, sandıklar dolusu tozlu hatıra, sandıklarınızla tıka basa dolu aklım, aklım tıklım tıkış yamalı bir bulmaca.

Dostum Charlie bana bir gün şöyle demişti;

“Üzgünüm, ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim umurumda değil. Hükmetmek ya da işgal etmek istemiyorum. Sadece herkese yardım etmek istiyorum. Yahudi, katolik, siyah, beyaz…
… Hayat, hür ve güzel olmalı. Ama doğru yoldan çıktık biz. Aç gözlülük zehirledi insan ruhunu, nefret duvarları ördü her yerde. Bizi mutsuzluğa ve kan dökmeye mahkûm etti.”

Söz sırası bende ise eğer;
Üzgünüm, ben anlatmak istemiyorum. Dahası anlaşılmak da istemiyorum. Dedim ya; “Birim zamana atfettiğim garip ağıt yumruları, anlattığımı sandıklarınız.”. Ben köklerimin arasında yumrular büyütmeye devam ederken, istemiyorum yapraklarımı daha fazla soldurmasın gölgeleriniz.

(Toplam 17 ziyaret, bugün 1 ziyaret)

Bir Cevap Yazın